Dikkat! "Fringe" Küçük Çaplı Bir Salgındır


Bu günkü yazımda yaklaşık üç hafta boyunca izlediğim ve henüz bitirmiş olduğum harikulade bir diziden bahsedeceğim sizlere. Dizinin adı "Fringe" arkadaşlar. Bilimkurgu, aksiyon, gerilim türleri altında sınıflandırılabilir. Zatı şahanelerini yayınlandığı günden üç hafta öncesine kadar nasıl gözden kaçırabilmişim pes doğrusu bana. Çünkü ilk sezonu 2008’de çekilmiş ve film âdeta işaret fişeği gibi benim için. O yüzden bunca yıldır radarıma takılmamış olmasına çok şaşırdım. Neyse ki geçtiğimiz üç haftada yılların ayrılığının acısını çıkardık.😎

Dizi 5 sezondan oluşuyor. Son sezon 13 bölüm, önceki sezonlar 20 küsür bölüm içeriyor. Her bölüm birbirinden neredeyse bağımsız ilerliyor. Neredeyse bağımsız; çünkü alt senaryoda her şey bir biriyle alakalı ve karakterler arasındaki ilişkilerde devamlılık söz konusu. Bir tık daha alakasızlık söz konusu olsaydı diziyi izlemezdim ama öyle ölçülü düşünülmüş ki... Her bölüm yeni bir şeyler olması sizin tutkunuz haline geliyor.

Konusu kısaca şöyle, dişli bir FBI ajanı olan Olivia Dunham, içinde yolcuları ve mürettebatı olmadan iniş yapmış bir uçak hakkındaki soruşturmaya veriliyor. Bu esrarengiz olayla ilgili ipuçlarını takip ederken ortağını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor. Ona yardım edebilmek adına 17 yıldır akıl hastanesinde gözetim altında olan, günümüz Einstein’ı Dr. Walter Bishop'a ulaşmaya çalışıyor ama öncesinde oğlu Peter Bishop'ı bulmalı. Üçlü bir araya geldiğinde tonlarca esrarengiz sınırbilim olayını çözmek için harika bir ekip oluyor. Bize de tadını çıkarmak kalıyor.

J.J. Abrams, Alex Kurtzman, Roberto Orci olmak üzere üç senarist birlikte çalışmışlar ve final yaptıklarında ellerinde daha bir kaç sezonluk senaryo varmış. Niye bitirdiniz o zaman diye haykırdım resmen. Başrollerini Anna Torv (Olivia Dunham), Joshua Jackson (Peter Bishop), John Noble'ın (Dr. Walter Bishop) paylaştığı bu diziyi bana kalırsa Walter tek başına götürüyor ama Peter da candır. Eğer diziyle ilgili azıcık bir sıkıntı olduğunu itiraf etmem gerekseydi bunun kesinlikle Olivia'dan kaynaklanıyor olduğunu söylerdim. Artık senaristlerin oyuncuya biçtiği rol mü budur yoksa kız rolü mü kıvıramamış bilemiyorum ama Olivia karakterinde hafif bir soğukluk vadi sanki. Tabi bu diziye etiketleyeceğim son tür romantik olurdu ama dediğim gibi Olivia azıcık daha duygusal açıdan derin bir karakter olsaydı toz kondurmazdım. Peki, şimdi kondurur muyum? Hayır. Dizi yıkılıyor arkadaşlar. O yüzden biraz arka planda gelişen Olivia&Peter git-gelleri de tadı tuzu olmuş bu muhteşem dizinin diyor geçiyorum. Sonuç itibariyle Peter-Walter arasındaki baba oğul ilişkisi, Astrid- Walter arasındaki samimi dostluk size en iyi geçen duygular oluyor dizi bittiğinde bana kalırsa.

Sınırbilim, zaman çizgisi, paralel evren, solucan deliği, observers, kehribar, neredeyse her bölüm yeni bir biyolojik silah ya da çığırından çıkmış deneyler, Cortexiphan, LSD gibi kavramlar, Astrid'in adının milyon tane varyasyonu sanırım beyninize ilelebet kazınıyor bu diziye maruz kaldıktan sonra. Diziyi Zaten izlemiş olanlarınızın yüzünde hülyalı bir bakış oluştuğunu tahmin ediyorum. İzlerken aniden siyah ekranda beliren kurbağa, papatya, kelebek gibi şifreli resimlere açıkçası çok kafa yormadım, gerek de duymadım. Anladığım kadarıyla sarı noktanın, gösterilen sembolün çevresindeki konumuna göre her sembol bir harfi temsil ediyor ve bulmaca açıklığa kavuşmuş oluyor ama dediğim gibi dizi yeterince gizemliydi, bu sadece bonus olmuş.

Dizinin gerçeklik payı var mı? Varsa ne kadar bilemiyorum; ancak J.J. Abrams kendi gerçekliğinin içine fırlatıyor adeta biz izleyenleri. Aslına bakarsanız Walter'ın da sık sık söylediği gibi "theoretically yes." eğer bir silkinip kendinize gelmezseniz her şey mümkünmüş gibi hissettiriyor dizi size. Açıkçası dizinin ilk bölümünde Bermuda şeytan üçgeninde nedensiz yere düşen uçaklara; final bölümünde de Philadelphia deneylerine bir gönderme olduğu açık. Yine de bu imkânsız, şurasını fazla abartmışlar şeklinde diziyi çürütmeye çalışarak izlemek bir zevk değil de işkence olacağından gözlerinizi ve ufkunuzu dört açıp Walter'a kendinizi bırakmanızı tavsiye ederim. Böylece gerçekten epey kaliteli olan bu dizinin tadını rahatlıkla çıkarmış olacaksınız.


Dahası kaptırma riskiniz var. Mesela kendinizi birilerine "doktır woltır bişıp" diye tanıtmaya çalışabilirsiniz ya da ortamlara Olivia edasıyla "ef-bi-ayy" nidaları atarak dalma ihtimaliniz var. Kırk yılda bir arayan arkadaşlarınızın telefonunu bile "Danım" diye açmak dürtüsüyle savaşmaya hazır mısınız? Öyleyse tüm çılgın bilimkurguculara Fringe'i şiddetle tavsiye eder, bol beyin yakmalı seyirler dilerim…